Sol Parti programı geçtiğimiz günlerde açıklandı. Bir parti programının açıklanması hiç kuşkusuz önemli bir adımı oluşturmaktadır. Açıklanan Sol Parti programında her ne kadar demokrasinin seçim, oy ve parlamento ile sınırlanamayacağı belirtilse de bazı açılardan CHP programının sol yorumu olmanın ötesine geçemediği söylenebilir.
Laik cumhuriyet mi, emekçiler cumhuriyeti mi?
Sol Parti'nin programında laiklik vurgusunun yapıldığı görülüyor. Laiklik vurgusu programda savunulan devrimci demokratik cumhuriyetin işçi sınıfı öncülüğünde olanaklı olabileceği yaklaşımının gölgede kalmasına yol açmış. Demokratik devrimin ancak işçi sınıfı öncülüğünde başarılabileceği görüşünden yola çıkılarak laik cumhuriyet yerine emekçiler cumhuriyeti vurgusunun öne çıkarılması uygun olabilirdi. Programda rejimin islamcı faşizme dönüştüğü belirtiliyor. Her ne kadar neo-liberal politikalar dünya genelinde yeni bir muhafazakarlaşma sürecini doğurmakta, bu muhafazakarlaşmadan beslenmekteyse de sürece ilişkin olarak islami faşizm tanımlamasının yapılması uygun olmayabilir. Faşizmin tekelci burjuvazinin siyasal iktidarının en gerici şekli olduğu göz önünde bulundurulacak olursa islami faşizm tanımlaması CHP ve İyi Parti gibi parlemento içi muhalaefetin siyasi ve ekonomik programının özü itibariyle iktidarın siyasi ve ekonomik programının benzeri olduğunun göz ardı edilmesi riski taşıyor.
Sol Parti programının en önemli eksikliğini sınıf bakış açısının vurgulanmaması ve devrimci demokratik düzeni kuracak sınıfların hangileri olduğunun belirtilmemesi oluşturmuştur. Program'da günümüzdeki tek parti rejiminin dayanağı olan uluslarası sermaye ile onun işbirikçisi burjuvazi olduğu; kurulması hedeflenen devrimci demokratik cumhuriyetin dayanağını oluşturacak olanaın ise işçi, köylü, küçük burjuvazi ve orta burjuvazi olarak belirtilmediği görülüyor. Program'da Türkiye Cumhuriyeti'nin "Kuruluşu'nun akabinde kapitalistleşme yolunun seçilmesi sonrasında emperyalizme yeniden bağımlılık ilişkilerine hızlı bir dönüşün de taşları döşendi" denilmiş. Bu değerlendirme doğru olmakla birlikte burjuva demokratik devriminin tamamlanamamış olmasının nedeninin, bu devrimin, işçi sınıfı yerine milli burjuvazinin önderliğinde gerçekleşmiş olduğu programda belirtilmiyor.
Doğrudan demokrasinin araçları
Programda hayatın her alanında, halkın kendi örgütlü gücüyle söz sahibi olmasına dayanan halk demokrasisinin savunulduğu ve halkın demokratik iktidarı için halk kesimlerinin mahallede, işyerinde, okulda ve hayatın her alanındaki örgütlenmelerinin üzerinden yükselecek doğrudan temsilin sağlanması gerektiği belirtiliyor. Ancak halkın doğrudan temsilinin hangi araçlarla sağlanacağına yönelik bir görüş bulunmuyor. Doğrudan demokrasiyi uygulayacak araçlar gökten zembille inmeyeceğine göre bu araçların neler olduğu ya da doğrudan demokrasinin araçlarının oluşturulmasına/geliştirilmesine yönelik olarak yapılması gerekenlerin programda yer alması gerekirdi. Sendikalar, meslek odaları, meslek birlikleri, hak savunuculuğuna yönelik dernekler, meclisler, konseyler vs. gibi doğrudan demokrasinin hayata geçirilmesine yönelik örgütlenmelerin neler olduğu/olabileceği konusundan programda yer alması uygun olabilirdi.
Programda Kürt sorununa çok az değinilmiş. Kürt halkının Türkiye'deki yedek sanayi ordusunun ana gövdesini oluşturmaktadır. Bu yönüyle Kürt sorununun çözümüne öncelikleri arasında yer vermeyen bir siyasal program ile emekçilerin demokratik cumhuriyetinin kurulması hedeflenemez. Programda var olan rejimin "işçilerin, köylülerin, tüm emekçilerin, kadınların, LGBTİ+ların ve ezilen halkların üzerinde egemen sınıfların talep ve çıkarlarının en acımasız uygulayıcısıdır denilerek, Kürt sorunu ile LGBT sorununun toplumsal önemleri açısından sanki birbirine yakın değerlendirildiği ima edilmiş oluyor.
Sınıf temelli ekonomi politikası
Sol Parti programında toplumsal ihtiyaçlar için ekonomi ve kamulaştırmanın savunulması olumlu olmakla birlikte programın ayakları yere basan ve sınıf eksenli bir ekonomi politikasının savunuculuğunu yapmadığı görülüyor. Programda borçların kaldırılması konusunda emperyalist tekellere ve kurumsal müdahalelere son başlığı altında sınırlı şekilde değinilmiş. Türkiye'nin 2025 yılında 547 milyar dolara ulaşan dış borçlarının kamu ve özel sektöre ait olduğu bilinmektedir. Kaldırılması hedeflenen dış borçların özel sektörün dış borçlarını kapsayıp, kapsamadığı ya da özel sektörün dış borçlarının da iptal edilmesi savunuluyorsa bunun hangi koşullara bağlı yapılacağının programda değinilmesi gerekirdi. Sol Parti programının sınıf analizi temel alınarak kurgulanmaması ve orta burjuvazinin Türkiye'deki sınıf mücadelesi içindeki konumunun tartışılmaması ekonomi politikasına ilişkin somut önerilerin ortaya konmasını önlediği düşünülebilir.
Sol Parti programında kamulaştırmanın sadece daha önce özelleştirilmiş işletmelerle ilgili olarak savunulduğu görülüyor. Hedeflenen devrimci demokratik cumhuriyetin ekonomik faaliyetleri sadece bugüne kadar özelleştirilmiş bulunan kamu işletmelerinin yeniden kamulaştırılması yoluyla yerine getirilemez. Üretim araçlarına sahip olma hakkının ancak üretim araçlarının kademeli olarak kamulaştırılması yoluyla sağlanabileceği görüşüne programda yer verilmesi uygun olurdu. Sol Parti programında iç borçların yapılandırılması konusuna değinilmiyor. Demokratik cumhuriyetin ekonomik faaliyetlerinin özel sektörü de içeren ekonomi politikasına gereksinim duyacağı açıktır. Bu açıdan iç borçların yeniden yapılandırılması yoluyla toplumsal ihtiyaçlara yönelik ekonomik faaliyetler için kaynak oluşturulması, kamu yatırımlarının yapılması ve özel sektöre ait küçük ve orta boy işletmelere finansman sağlanması önerilerinin programda kendisine yer bulabilmesi gerekirdi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder