Çerçeve yasanın Kürt sorununun çözümüne yol açacak demokratikleşme hareketinin bir ifadesi olmadığı ortadadır.
Kürt sorununun çözümü demokratik hakların kazanılmasıyla olanaklı olabilir. Bunun için ise iktidarın sınıfsal bileşiminin değişmesine gerek bulunuyor. Demokratik hakların kazanılması bir yana anti-demokrasinim giderek kurumsallaştığı koşullarda çerçeve yasa ile Kürt sorunun çözümüne katkı sağlamabileceğinin düşünülmesinin hayal kurmaktan başka bir anlamı bulunmuyor.
Günümüz Türkiyesi'nde çalışanların büyük bölümü güvencesiz, sendikasız, düşük ücretle ve uzun saatler çalıştırılıyor. Çalışanların sendikalaşarak haklarını aramalarının önünde siyasal iktidarın koruduğu dağ gibi engeller var. Emekliler açlığa mahkum edilmiş durumda. Gençlerin yurt dışına kapağı atmanın dışında hayalini kurabilecekleri bir gelecekleri yok. Sosyal devletin devreden çıkmasıyla yaşlı ve çocuk bakımı, ev içinde kadının yükünü artırdı.
İzlenen ekonomi politikası üretici sektörlerde daralmayı ve geniş kitlelerin toplumsal konumunu olumsuz etkiliyor. Muhalefet üzerinde yürütülen yargı operasyonları ise tekelci finans sermayesinin çıkarlarını gözeten ekonomik ve sosyal politikaların sürdürülebilmesini amaçlıyor. Anti-demokrasinin varlığını sürdürdüğü koşullarda yasa çıkararak Kürtlere hak teslimi sağlanamaz. Var olan anti-demokrasiye muhalefet içermeyen yasal düzenlemelerle Kürtlere hak sağlanabileceğini düşünmek ham hayal kurmaktır. Kürt ulusu bu ülkenin sömürülen bir unsuru değil mi?
